Bildiğini okumak deyimi ne demek ?

Bengu

New member
Bildiğini Okumak: Hakikaten Ne Anlama Geliyor?

Bildiğini okumak deyimi, dilimizde sıkça kullanılan, ancak anlamı ve toplumdaki yerinin ne denli önemli olduğunu her zaman sorgulamadığımız bir ifadedir. Çoğu zaman yanlış anlamalarla ya da yüzeysel bir bakış açısıyla duyduğumuzda, bu deyimi sanki sadece bilgiye ya da deneyime dayalı bir rahatlıkla konuşmak olarak kabul edebiliriz. Fakat "bildiğini okumak", yalnızca rahatlıkla seslendirilen bir ifade olmaktan çok daha fazlasıdır. Bu deyimi irdelediğimizde, alt metinlerinde gizlenen ciddi sorunlar, kalıplaşmış düşünce yapıları ve toplumsal normlar hakkında cesurca tartışmalar açılabilir. Bu yazıda, bildiğini okumak deyiminin anlamını, toplumsal bağlamda taşıdığı tezatları ve olası yanlış anlamaları mercek altına alacağım.

Toplumsal ve Bireysel Perspektifin Çelişkisi

Bildiğini okumak deyiminin toplumda nasıl algılandığına ve bu algının bireyleri nasıl şekillendirdiğine göz atıldığında, çok net bir şekilde iki temel yaklaşım arasında bir çatışma görürüz. Bir yanda bireylerin toplumsal normlarla şekillenen muhafazakar bakış açıları, diğer yanda ise modern zamanların getirdiği sorgulayıcı ve eleştirel düşünce biçimleri. Bildiğini okumak, çoğu zaman birinin “her şeyi bildiğini” ima etme yoludur. Bu durum, özellikle sosyal medyada ve günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız, "kendini her şeyin uzmanı sanan" bireylerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Birey, "bildiğini okumak" deyimiyle bir konudaki hakimiyetini abartarak, diğerlerinin görüşlerini küçümseme eğiliminde olabilir. Oysa ki, bu durum, toplumsal bağlamda yalnızca kişisel bir bilgi noktasını yansıtmakla kalmaz; aynı zamanda çevremizle olan ilişkilerimizi ve empati kapasitemizi de etkiler. Bildiğini okumak, aslında bazen insan ilişkilerinde karşılıklı anlayış yerine, egoist bir yaklaşımın izlerini taşır. Sadece kendi fikirlerine körü körüne inanmak, diğerlerinin bakış açılarına kapanmaktan başka bir şey değildir.

Erkeklerin Stratejik Bakışı ve Kadınların Empatik Yaklaşımı: Biri Daha mı Haklı?

Erkeklerin stratejik ve problem çözme odaklı, kadınların ise empatik ve insan odaklı yaklaşımları arasındaki denge, bu deyimin içeriğini daha da karmaşık hale getirebilir. Stratejik düşünme, mantık ve çözüm arayışı temelinde hareket ederken, empatik yaklaşım daha çok duygusal anlayış ve insanlar arası bağ kurma üzerine yoğunlaşır. Erkekler, bilgi ve gerçeklik üzerinden hareket ederek “bildiğini okumak” anlayışını oldukça net bir şekilde yansıtabilirken, kadınlar daha çok duygusal zekayı ve insan ilişkilerini ön plana çıkaran bir bakış açısına sahiptir.

Ancak burada önemli olan, bildiğini okumak deyiminin her iki cinsiyet için de nasıl farklı anlamlar taşıdığına dikkat etmektir. Erkekler, bir konuda bilgi sahibi olduklarında, bunun genellikle daha mantıklı ve doğru bir yaklaşım olduğuna inanırlar. Fakat bu bazen, başkalarını dinlemeyi ve farklı bakış açılarını anlamayı reddetme yoluna kadar varabilir. Kadınlar ise, aynı bilgiye sahip olduklarında bile daha çok başkalarının duygusal ihtiyaçlarını gözeterek çözüm geliştirmeye eğilimlidirler. Bu da bazen "bildiğini okumak" anlamının daha esnek ve dinamik bir hale gelmesine sebep olabilir.

Ancak şu soru kaçınılmaz olarak akıllara gelir: Hangi yaklaşım daha doğru? Stratejik bir düşünceyle bilgiye dayalı, net ve somut bir bakış açısı mı, yoksa empatik bir yaklaşımda, diğerlerinin görüşlerini göz önünde bulunduran bir tutum mu daha etkili ve doğru?

Deyimin Zayıf Yönleri ve Tartışmalı Noktalar

Bildiğini okumak deyiminin en önemli zayıf noktası, genellikle “kesin bilgi”ye dayanan bir yaklaşımı dayatmasıdır. Gerçekten de, her konuda “bildiğini okumak” her zaman doğru sonuçlar doğurmaz. Bilgiyi mutlaklaştırmak, kişinin gelişimine ve toplumdaki yenilikçi düşüncelere dar bir perspektiften bakmasına neden olabilir. Oysa ki, modern dünyada hiçbir bilgi tek başına “kesin” değildir. İnsanlar değişir, koşullar değişir ve dolayısıyla her şeyin sürekli olarak evrildiği bir dünyada, mutlak bilgiye sahip olmak oldukça yanıltıcıdır.

Bildiğini okumak, aynı zamanda bir nevi diğeriyle iletişim kurmak yerine, kendini sürekli anlatma çabasıdır. Bu tutum, başkalarına dinleme ve anlama fırsatı vermediği gibi, insanları kendi dünyasında kapalı bir kutuya hapseder. İnsanların daha açık fikirli olması ve başkalarının görüşlerine saygı göstermesi gerektiği gerçeğini göz ardı etmek, toplumsal açıdan oldukça yıkıcı olabilir.

Sonuç olarak, "bildiğini okumak" deyimi, sadece bilgiye dayalı ve doğruluğu şüpheli bir tavır değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerdeki empatiyi ve anlayışı yok eden bir yaklaşımdır. Burada sorulması gereken soru ise, bildiğimiz her şeyin “kesin” olup olmadığı ve sürekli olarak bilgiye dayalı bakış açılarını sorgulamamız gerekip gerekmediğidir.

Forumda Tartışmaya Değer Sorular

Bu deyimin taşıdığı anlamı ve toplumsal etkilerini düşünürken, ortaya çıkan birkaç tartışmaya değer soru da şu şekilde sıralanabilir:

1. Bildiğini okumak, ne kadar bilgi sahibi olursa olsun, bir tür üstünlük taslama olarak algılanmalı mı?

2. Bilgiye dayalı bir yaklaşım mı, yoksa empatik bir yaklaşım mı toplumsal olarak daha faydalıdır?

3. Sürekli bildiğini okumak, bireylerin gelişimine engel mi olur yoksa sadece bir kendini ifade etme biçimi mi?

4. Erkeklerin daha stratejik bakışı mı, yoksa kadınların daha empatik bakışı mı daha doğru sonuçlar doğurur?

Bu yazı üzerinden başlattığımız tartışma, toplumsal düşünce yapılarımızı daha da derinlemesine sorgulamak için bir fırsat sunuyor. "Bildiğini okumak" deyiminin anlamı, yalnızca bir kelime öbeğinden ibaret değil; toplumsal yapılar, bireysel yaklaşımlar ve insan ilişkilerinin temellerini inceleyen önemli bir tartışma alanıdır.